8 Mart’ta Kürt kadını!



8 Mart’ta Kürt kadını!

Ali ERDOĞAN

Her devlet 8 Mart’ı, Emekçi Kadınların mücadele günü olarak kutlar. Anaların sorunları, emek cehpesine bakış açıları ve tarihsel gelişimleri irdelenir.

Bu satırların yazarı olarak bende, bilgi daracığımın olanakları çerçevesinde bu kervana katılır, doğuştan yaratıcı, sevgi ve şefkatla dop-dolu olan analarımızı anlatmaya ve yaşamakta oldukları çileleri dile getirip acılarına ortak olmaya çalışırdım. Bu sene, onların hoşgörü ve bağışlayıcı hislerine sığınarak sadece çilekeş Kürt kadınları üzerinde yoğunlaşacağım.

Yaşamın temel kaynağı olan çocukları 9 ay 10 gün karnından taşıyan, onun büyümesinde kol-kanat geren anneler. Bir savaş sırasında, tüm ıstırap ve acıları bizzat çeken, göz yaşı döken yine analardır. Tıpkı ülkede 30 yılı aşkın ve halen devam eden kirli savaştan anaların çektiği acılar gibi...

40 milyon nufusu olmasına karşın, ülkesi 4-5 parçaya bölübnmüş; kendisi yok sayılan, onbinlercesının nüfüs cüzdanları bile (Suriye’de) bulunmayan; çocuklarının biri kayıp, biri dağda, diğer biri cezaevinde, kendisi meropolların gecekondularında ve ya yaban ellerde mülteci / mülteci olmaya uğraş veren bir Kürt kadını mutlu olabilir mi? Yurt dışına çıkıncaya dek, gördüğü itilip kakılmalar, işkenceler ve çektiği ıstıraplar ayrı bir konu...

8 Mart’ta bu çilekeş anaların geçmiş pencerelerinden bakmak istedim: Kürt araştırmacı Nazan Abdullah-Begikani: “Kürt kadını, Avrupa edebiyatında vahşi bir savaşçı olarak sunulmuştur. O, halk edebiyatında, halk şarkılarında ve destanlarında somutlaşan bir kahramanlık simgesi olduğu için onlara bir amazon payesi verilir” der yazılarında.

1853-56 Kırım Savaşı ve 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Kürt kadınlarının savaşkanlığına tanık olunur. Rus yayınlarında, Kürt kadınlarının savaş özelliği vurgulanır:  “ Kürt kadınları, sıklıkla askeri müfrezelerinin başında yer almakta ve savaş sırasında Türk ordusunda komuta görevleri üstlenmektedir..” denilmekte. Ne acıdır ki, bu Türk askerlerin torunları (günümüzün yöneticileri), kendilerine Anadolu’nun kapılarını açan ( Malazgirt Savaşı’nda) ve yeri geldikçe Türkler için ölümü göze alan Kürtler’in varlığını bugün kabul etmemekte direnmektedirler ve çeşitli Osmanlı oyunlariyle yok etmeye çalışıyo rlar.

Keza, Prenses Süreyyah Bedirxan, Kürt kadınları için: “ İşgalcilere karşı Kürtler tarafından yürütülen savaşlarda asırlar boyunca kadınlar da eşlerinin yanında yer almış, bazen eşleri ölünce onun yerine geçip askerlere kumanda etmiş ve şerefleriyle savaş alanında ölmüşlerdir...”der.

1853-56 Kırım Savaşı’nda Osmanlı’nın yenilgisi üzerine, İngiliz The İllustrated London gazetesi, Fransız yayın organı İllustratıon, Jornal Universel, Alman Globus ve İsveç yayın organı Svenska Familj-Jurnalen 22 Nisan 1854 günlü yayınlarında Kara Fatma Hanım,  olarak bilinen aşiret lideri bir Kürt kadının emrindeki 300 savaşçısıyla birlikte Maraş’tan İstanbul’a gelerek, bağlılığını ve desteğini belirtmek üzere Osmanlı Sultanı 1. Abdülmecit’le konuşması konu ediliyor. Yani bundan tam 156 yıl önce, bir kadın modern bir şekilde giyiniyor, 300 kişilik bir bölüğe komuta ediyor ve ta Maraş’tan İstanbul’a dek at sırtında gidiyor. Bu kadının Müslüman bir ailenin kızı olması imkansız. Kadın-erkek ayırımını yapmayan, hayatı birlikte omuzlayan, büyük bir olasılıkla bir Alevi ailenin kızı olması gerekiyor Kara Fatma Hanım (A. E).

Türkiye’de uzun yıllar kalmış Hollanda’lı yazar Löbel de, “Türkiye’de Düğün Törenleri” adlı eserinde, Kürt kadınını şöyle tanımlıyor:  “Kürt kadınları Şak’taki diğer kadınlardan daha fazla özgülüğe sahiptir ve erkekleri kadar yiğittir. Bunun güzel bir örneğini Kürt kadını Kara Fatma sergilemektedir” demekte.

Şimdi O, Kara Fatma Hanım’ın torunları olan günümüzün Kürt kadını, erkek Kürt kadeşleriyle birlikte dağlarda, ovalarda, onurlu bir yaşam için özgürlük mücadelesini veriyorlar. Elleri öpülesi kimi Kürt kadını da, küçük çocuklarını her türlü şartlar altında acı ve işkencelere göğüs gererek ve onların geleceğini halı misali ilmik ilmik örüyorlar.

Kamuran Bedirxan, Alman yazarı Herbert Örtel’le birlikte “Der Ader Von Kürdistan (Kürdistan Karlatı) adlı esrinde: “Padişah, Kara Fatma’ya sorar: Senin gibi böyle kahramanlıklargösteren birisi, nasıl olur da Türkçe bilmez?”  Bu soruya karşılık Kara Fatma şu yanıtı verir:  Paişahım eğer siz Kürtçe bilseydiniz, sizin Türkçe bilmenize gerek kalmazdı” der.

Yazıma son verirken tüm dünya emekçi kadınların 8 Mart mücadele günlerini kutlar ellerinden öperim.

Ali ERDOĞAN


elbistanliali@fsmail.net

Kaynak: Mehmet Bayrak, İçtoroslar’da Alevi-Kürt Aşiretler (Sinemilli ve Komşu Aşiretlerin Tarihi-Edebiyatı) Öz-Ge Yayınları.

DPT Sitesi 159.Sokak No:42 Beysukent- Ankara.