Skip to main content

1-Haziran

1-Haziran

Ali Ekber

PKK’nın barışa şans verilmesi için 1 Haziran’a kadar silah sıkmama kararı vardı.

Mayısın sonlarına kadar da, bu karar tam anlamıyla uygulanmış oldu.

Özellikle tam barışın ciddi anlamda tartışıldığı,Abdullah Gül’ün ve Recep Tayyip’in bu konuda röportajlar verdiği bir dönemde,PKK’ ye karşı silahlı yok etme hareketinin başladığına şahit olduk. Tam ne olduğunu anlamadığımız,operasyonlarla KCK’ ye karşı saldırılar hat safhaya ulaştı.

Bir aylık süreçte önemli komutanlar dahil 20’nin üzerinde gerilla şehit edildi.

Partinin kararlarına ciddi olarak uyan gerillayı iyi tanıyan devlet,onlar nasıl olsa silah sıkmayacaklardır,bu sürede üzerlerine yürüyüp bu işi bitirelim anlayışını Kürt toplumuna hakim kıldı.

Türk devletini çok iyi tanıyan sıradan Kürtler, bizimkiler ne yapıyorlar,bu bir koyun anlayışıdır diye homurdanmaya başladılar.

İşte Kürtlerin bu duygularını iyi bilen gerilla,silah sıkmamsına rağmen mayın yönetimiyle 20’i geçkin Türk askerini imha etmek zorunda kaldı.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu,tüm köşe yazarları,derin devlet temsilcileri,medya,muhalefet,hükümet,böyle barış mı olur,silahları bırakın koyun gibi boynunuzu uzatın keserek biz barışı sağlarız,siz bizim sizi imha etmemize ses çıkarmayacaksınız tavrını açık olarak ortaya koymuş oldular.

Barış;her iki tarafında uyacağı bir ön ateşkesle,geniş bir muhatabakatla,toplumun,sivil kurumları,askeri kurumları,hükümet,devlet,tüm partiler,herkesin kabul ettiği bir davranış biçiminde ortak karar vererek ön adımları da atılarak,başlayacak bir süreçtir.

Bu süreçte ortaya çıkan açık durum,biz vururuz,bu normaldir,buna ses çıkarılmamalıdır,anlayışını Kürtler kabul edemezler. 

Bu arada,Cumhurbaşkanı,başbakan,ana muhalefet partisi,barış konusunda mesaj üstüne mesaj veriyorlar, bu mesajların ne anlama geldiğini ve ona göre hareket eden bir devlet bütünlüğü yoktur.Bu şayet Kürtleri düşürmek için hazırlanmış bir kapan değilse,Türk devletinin halen derin güçlerin elinde olduğunu gösteren bariz bir örnektir.

Anlaşılamayan,bir başbakan,cumhurbaşkanı, toplumunun geniş mutabakatını almadan böyle çözüm konusunu özellikle gündeme getirmeleridir.

Kürt sorunun,çözüm konusunun şimdiye kadar çok el yaktığını,Turgut Özal-Eşref Bitlis ekibinin tamamen bu nedenle yok edildiklerini yazmıştık.

Öyleyse Cumhurbaşkanı neye güvenerek,çözüm konusunda bu kadar geniş mesaj yayımlayabiliyor,anlayabilmek oldukça zor.

Öyle bir durum ortaya çıkmıştı ki,herkes barış için umutlanmıştı,belli bir dönem asker gerillaya saldırmadığı için tek bir kişinin burnu bile kanamamıştı.

İşte böylesine uygun barış ortamını dinamitleyen,yine Türk devletinin kendisi oldu.

Arkasından,büyük bir çifte standartla PKK yine silah sıkıyor,silahlar teslim edilmeden nasıl barış olacak gibi yalan sözler söylenmeye başlandı.

Elbette silahlar susmadıkça barıştan söz edilemez.

Bu her iki taraf içinde geçerli olmalıdır,sen en modern silahlarınla Kürt dağlarında gerillayı imha et,arkasında sana silah sıkmayan gerillayı beşer,onar,katlet sonrada,PKK dan şikayetçi ol.Artık Türk devleti  Kürtlerin barış isteğini,Kürtlerin zaafı olarak görmeyi bir kenara bırakmalıdır.Tam tersine güçlü olmayan bir gerilla hareketi barış gibi tam olarak nereye varacağı belli olmayan bir sürece soyunmayacaktır.

Diğer taraftan,çözüm için  DTP milletvekilleri muhatap olarak görülüyorsa, acelece bu milletvekilleri hakkında,dokunulmazlıklarına rağmen,ifade,yargılama isteği samimiyetsizlik değilse nedir.Muhataplar,yok edilmeye çalışılırsa,kim sizin ciddiyetinize inanabilir.

Şayet barış konusunda en küçük bir istek,samimiyet varsa;tutuklanan DTP çalışanları  ve kamu sendikaları üyeleri,derhal serbest bırakılmalıdırlar.  

Kürt tarafının açık yetersizliği;şimdiye kadar, “Kürt Sorunun Demokratik Çözümü “ konusunda,bir paketi hazırlayıp,muhataplarına sunmak gerekirdi.

DTP, sürekli barıştan,Kürt sorunun çözümünden bahis etmesine rağmen,”demokratik” çözümün nasıl olacağına dair açık bir görüşü toplumla paylaşamamıştır.

Bu konuda DTP acaba kendi yetersizliğinin farkında mıdır. 

Çözüm için “Demokratik Toplum Kongresi” konusundaki, çalışmanın acili yetiyle,kimler bu kongreye çağrılacaksa,şimdiye kadar bu netleşmeliydi.

Sürekli söylenen” Demokratik Cumhuriyet” inşasının anlamı halen açık olarak Türk tarafına iletilmiş değildir.

Acaba Türk devletinin böylesi ”Demokratik Cumhuriyet” olgusuna dönüşmeye bir niyeti var mı dır?Anayasa dahil tüm yasalar,yönetmelikler değişecektir.

Yoksa neden Kürt anaları boş yere umutlanarak bu kadar çocuklarını son 10 gün içerisinde şehit verdiler.

Türk devletinden böylesi bir “Demokratik Cumhuriyet” olgusunun mücadelesini vereceğini bekliyorsak bu bizim için bir yanılgı değimlidir?

Elbette herkesin düşündüğü,barışın bıçak sırtı olduğu dur,işte bu bıçak sırtında yürümek büyük maharetler isteyecektir.

PKK buna hazır olduğunu söylüyor.

DTP yine hazır olduğunu söylüyor.

Kürtler barış istiyor.

Türklerde barış istiyorsa,Kürtlerin üzerine imha temelinde gelmeyi bırakmaları gerekiyor.

Her iki taraf ta silahları bırakıp,masaya oturmalıdır,elbette belli bir sonuç  ortaya çıkacaktır.

Ali Ekber