Skip to main content

“Maraş Kürtçesi” Söyleminin Sakıncaları

“Maraş Kürtçesi” Söyleminin Sakıncaları

MEHMET BAYRAK

(...)

Bir başka şeye dikkatinizi özellikle çekmek istiyorum, geçmişten beri karşılaştığımız bir hususa. Bazı cahil Kürt aydınları, “Maraş Kürtçesi” diye bir bölgenin Kürtçesini küçümsemeye kalkışırlar.

 Bu, büyük bir hata, son derece büyük bir hata. Bir defa bu cahilliği gösteren kişilerin hiçbirisi gerçek anlamda dilci değil. Ben önce Türkologum, sonra Kürdologum. Şimdi bakın ben size bir şey söyleyeyim. İçinde bulunduğumuz şu ortamda bazı kelimeler söyleyeceğim. Bunların hiçbirisi Türkçe değil.

 Söylüyorum: Masa, Türkçe değil. Kağıt, Türkçe değil. Kitap, Türkçe değil. Mikrofon, Türkçe değil. Tavan, Türkçe değil. Taban, Türkçe değil. Ampul, Türkçe değil. Lamba, Türkçe değil. Sandalye, Türkçe değil. Ayna, Türkçe değil. Çerçeve, Türkçe değil. Cam, Türkçe değil. Şişe, Türkçe değil. Daha sayayım mı? Resim, Türkçe değil. Pano, Türkçe değil. Aklınıza ne gelirse buna benzer.



Şimdi Türkçe değil diye bir Türk dili yok mu? Elbette var. Uluslararası ölçütler, bilimsel ölçütler bir dilin kelimelerinin yüzde 25’inin o dilin öz­gün kelimeleri olması koşuluyla onun bağımsız bir dil olmasını getiriyor, gerektiriyor. Katıksız, etkilenmemiş, başka dillerden kelime ithal etmemiş ya da ihraç etmemiş hiçbir dil yoktur dünya yüzünde. Ve verilen ölçüt, bir dilin yüzde 25 kelimesinin o dilin özgün kelimeleri olması koşuluyla bu dilin bağımsız bir dil olmasını getiriyor.

 Bundan dolayı.. şimdi bunu söyleyince bazı arkadaşlar “Peki yav, Türkçe diye bir dil yok muymuş” diyorlar. Yo, var elbette Türkçe diye bir dil.



Bunu şu nedenle söylüyorum, Kürdistan’ın diğer bölümlerinde yaşayan arkadaşlar oradaki Kürtçenin, sözgelimi Doğu Kürdistan’dakiler Kürtçe’nin Farsça’nın ne kadar etkisinde kaldığının farkında değiller. Zaten Kürtçe ile Farsça kardeş olduğu için oradan bir kelime almayı, kelime ithal etmeyi gayet olağan görüyor ve bunu yadırgamıyor. Güney’deki Kürtler, Arapça’dan önemli ölçüde etkilenmiştir. Gerek din yoluyla gerek bilim yoluyla, tarihten bu yana Arapça oldukça etkili olmuştur. Aynen Osmanlı’nın diline egemen olduğu gibi.

Türk Selçuklu Devleti denen devletin resmi dili Farsça’ydı. Bu devletin bilim dili Arapçaydı. Bu devletin hukuk dili Arapçaydı. Ve çok uzun süre, bölgenin egemen dilleri ve kültürleri Osmanlı’nın hayatını o kadar kuşattı ki, bugün Osmanlıca denen dil, dörtlü karma bir dildir. Başta Arapça, Farsça, Türkçe ve Kürtçe dillerinden oluşan karma bir dildir. Zaten o nedenle de Kürtler bunu kendinin de dili olarak, ortak dil gibi görmüşlerdir, mütaala etmişlerdir ve öylece benimsemişlerdir bu Osmanlıcayı.



Şimdi bu arkadaşların şöyle bir zararı oldu. Şimdi bir arkadaş Maraş bölgesinden, bizim bölgeden bir kişi Kürtçe konuşmaya başlayınca onunla alay etmeye kalkıştı böyleleri. Kendi­sinin Kürtçesinin ne kadar Arapça’nın etkisinde olduğunun farkında değil. Ya da öbür taraftakinin ne kadar Farsça’nın etkisinde olduğunun farkında değil. Cahilane bir tavırla “O Maraş Kürtçesi! Siz de Kürtçe mi konuşuyorsunuz.” diye küçümseniyor? Şimdi, Maraş Kürtçesi denen Batı Fırat Kürtçesi’nin içine Türkçe ile komşu olunduğu için bir takım Türkçe kelimeler girmiştir.

 Türkçe de devletin ortak dili olduğu için herkes o kelimenin Türkçe olduğunu bilir, ama o kelime gerçekten Türkçe midir, değil midir bilmez o kadarını. Şimdi ben demin saydım, kitap deyince sen kıtap dersen, pırtuk demezsen de kıtap dersen, o “yav Türkçe konuştu” der. E kitap Türkçe değilki Arapça. Sen kağız ya da kağıt dersen, kağut dersen, o yine Türkçe konuştu sanır. E Türkçe değil ki kağıt. Mikrofon, Türkçe değil ki. Ya da işte demin saydım, sıraladım bir sürü şeyleri. Türkiye’de egemen dil, resmi dil Türkçe olduğu için, kendisi de, herkes de Türkçe bildiği için, Kürtçe’nin içine sen bir Türkçe kelime katınca “o Türkçe karıştırdı” diyor. Halbuki kendisi de Güney’de ya da Doğu parçasında ne kadar Farsça ne kadar Arapça karıştırdığının farkında değil.

 Onu içselleştirmiş, onu Kürtçe’nin bir doğal parçası olarak görüyor. Bu büyük bir yanlış. Büyük bir yanılgı. Yani şu söylense, ben ona hak vereceğim. Bazan Maraşlı arkadaşlarla konuşuyoruz, hiç yok yere, bizim o bölgede hâlâ kullanılan Kürtçe kelimeler yerine Türkçeleri kullanılıyor. Ben “deri bıgra” diyorum, “kapı kapatmışke” demedim hiçbir zaman, ya da denmez bizde. Deri de Kürtçe bıgra da, şimdi “deri bıgra” varken sen “kapı kapatmışke” dersen eleştiri konusu olursun.

 Kürtçe’de karşılığı bulunmaz ya da Türkçe’den başka türlü ithal edilen kelimeler olur, ki bunların bir bölümü zaten Türkçe değil, bunu Türk nasıl kullanıyorsa ben de kullanırım. Lamba derim ben de, cam derim, çerçeve derim, çünkü bunlar hep başka dillerden Osmanlıca yoluyla bizim dilimize girmiş kelimeler zaten. Ama kendi bölgemin de Kürtçe karşılıkları varsa onu koyarım.

 Demek istediğim, bizim bölgede farklı bir kelime dile girince hemen dikkatlerini çekiyor, hemen eleştiri konusu oluyor. Halbuki Kürdistan’ın diğer bölgelerinde konuşulan dillerin içerisine diğer dillerden bir sürü kelime giriyor. O, onun Kürtçe olduğunu sanıyor.

Böyle bir yanılgıya düşmemek ve kendi bölgemizin Kürtçesinden korkmamak, kendi bölgemizin Kürtçesini konuşmaktan korkmamak, klamlarını söylemekten korkmamak, müziğini icra etmekten korkmamak lâzım.

Ancak böyle ayakta tutulur, geliştirilir ve yaşatılabilir bu kültür.
(...)