Özümüzü Unutmayalım
Ali KUTLU Gerçek bir deyim. Ekonomik, sosyal, etnik, siyasal nedenlerden dolayı, ülkemizden uzaklarda. Günlük yaşamın değişik sorunlarına gömülmüş koşturup duruyoruz. Aylar/yılllar geçiyor. En yakın dostunuzla sıradan bir sohbete hasretsiniz. Malesef, diyaspora insanları kendi gerçekliğine öyle yabancılaştırmışki, yıllar sonra karşılaştığın candan bir dostla paylaşacağın bir şey bulamıyorsun. Bardaklıda bir koyun sürüsü, çoban bir kılam tutturmuş. " Selamın aleykum, 51 tane... Hepiciği 51 taneydi... Kemerindeki cep telefonunu çıkardı ve bana uzattı. Hasan'i Kazım dede:" Biz ölüyoruz". "Dede,ölenler biz değiliz". Veli efendi:" Ölen insanlıksa, ölenler biziz". Yıllar sonra öğrendik ki ölenler bizlerdik. Heycan ve tedirginliği içerisinde uyuduğum koltuktan kaptan yardımcısı beni uyandırdı. Telaşla ça
Gözden uzak olan, gönülden uzak olur derler.
Bu yalın gerçekler karşısında yıllardır özlemini çektiğim köyüme gitmeye karar verdim. İki haftalığına Nantes/Ankara biletimi aldım ve saat 3 uçağımız havalandı, sabah saat 6
Hareketten kısa bir süre sonra, kaptan yardımcısı kahve/çay servisi yaptı. Ben kendisine Ağcaşar'a gideceğimi ve Abaza'ya yaklaştığımızda yolda ineceğimi söyledim. Yolculuk süresinde biraz kitap okudum ve uyudum.
Sabahın erken saatleri. Güneş henüz dağların tepelerine atmış. Derin bir sesizlik. Kuş ötüşleri ve çevreye yayılmış bal arılarının uğultuları istisna. Kendi eksenimde dönerek uzak dağları seyre dalıyorum. Melankolik bir ruhhaliyle valizimi omuzlayıp Ağcaşar'a doğru araba yolunda ilerliyorum. Her yüz, iki yüz metrede durup tekrar çevremi seyrediyorum. Seyrettikçe derin düşüncelere dalıyorum. Dağa tırmanmanın verdiği yorgunluk kendi kendime şu soruları soruyuorum: Neden; dedelerimiz Dersimden gelerek birçok yerleşime uygun arazi varken, bu dört dağ arasında yerleşmişler, Ağcaşar coğrafyasının ekilip/biçilir topraklarının sınırlı olduğu bir mekanı tercih etmişler?. Kişisel kanım şu: Bu ailenin ocakzade oluşu, dolayısıyla inanç kültürüne önem vermeleri, inançlarını, özgürce yaşamaları ve ailenin dil, ahlak ve kültürel özerkliğini koruyabilmeleri için bu kapalı dört dağ arası mekanı seçmişler. Bir yandan, bu gibi düşüncelere dalarken gözlerim sürekli dağların doruklarını dolaşıyor.
" Yüce dağ başından, koyun güderim
Koyunu satarım, altın ederim
Gülüm seni alıp, hatun ederiiiim..."
Ve nihayet Ağcaşar sınırlarına giriyorum. Araba yolunu terk edip bir patika yoluna tırmanıyorum. Bana doğru birileri yaklaşıyor. Kısa boylu zayıf 50/60 yaşlarından bir adam . Adamı tanımadım, bizim köylü değil, iyce yanıma yaklaştı ve
Aleykim selam,
Efendi-ağa, keçilerimi kaybettim. Sabaha kadar aradım bulamadım...
Kaç keçi kaybettiniz?...
Keçilerin hepisi kaç taneydi?..
Nasıl oldu keçilerinin hepisini kaybettin, sen neredeydin?..
Namaz kıldımıdı, namazımı bitiri-verdim, bir de baktıydım ki keçilerim ortalıkta sır oldu. Dağ/taş demedim, aradım/taradım bulamadım.
Yahu namaz kılma sırasında keçiler kayıp olurmu, namazın kaç saat sürdü?..
Vallaha bende ağnayamadım"...
"Efendi, ağama telefon ediversene"...
Telefonu elime aldım, numarayı sordum.
"Vallaha nümeroyu bilmiyom"...
Biraz telefonu elimde inceledim.
"Telefon numarasını bilmiyorsan senin ağana telefon edemem. Sen ağana telefon etmiyormussun?..
Ben ağaya telefon etmiyom, Ağa bana telefon eder"...
Telefonu kendisine iade ettim.
"Ağam duyarsa beni malamat eder" dedi ve ağlayarak uzaklaştı.
Terk edilmiş köyün bahçeleri içerisinde ilerliyorum. Pağanlara yaklaştığımda, yan/yana oturmuş üç insan görüyorum. Üç ermiş, üç evliya. Üçü de amca çocukları: Hasan'i Kazım dede (Kutlu)
Hasan efendi (Büyükgül)
Veli efendi (Arslan)
Derin sohbete dalmışlar. Yaklaştım selam verdim. İçten bir saygıyla birer/birer ellerini öptüm ve müsadeleriyle bende yanlarına çömeldim. Halimi/hatırımı sorduktan sonra tekrar sohbetlerine devam ettiler.
Kutsal insan, Hasan efendi sözü aldı:
"Beyefendi Abaza'ya geldik".
Ali KUTLU/2009.07.25