Çocuklarımızı Hırsızlamayın
Ali KUTLU
Alevi
lik hakkında değişik görüşler, tartışmalar ve yorumlar yapıldı, "olumlu veya olumsuz". Ben de Kürd bir Alevi olarak bu tartışmalara kulak misafiri oldum. Kenarda, kıyıda örgütlenmelerinde bulundum.
Özet olarak günümüzde Alevi toplumu içerisinde tartışılanlar, ileri sürülen görüşler: "Biz İslamın dışındayız. Alevilik İslamdan önce vardı. Alevilik Orta Asyadan geldi. Bizim inandığımız Ali Arabın Ali'si değil. Ben ateistim ama Aleviyim" gibi görüşler'e şahid oldum.
Genel olarak dini konularda özelde Alevilik hakkında teferuattlı bir bilgiye sahip değilim. Fakat Aleviliğe belli bir yaşa kadar gönül bağlamış, ibadet etmiş ve dolu dolu yaşamış biri olarak söyleyecek birkaç sözüm var.
Bütün dinlerde üç temel prensip var: İnanç, İbadet ve Ahlak. Aynı dine sahip değişik milletler de dahi bu üç temel kuralı kendi tarihsel-kültürel ve sosyolojik gerçeklerine uyarlayarak her toplumun kendine özgü yorumu var. Benim öğrendiğim ve yaşadığım Alevilik'te inanç bazında Allah birdir, kitabımız kuranı kerimdir, Peygamberimiz Hz-Muhhammed, onun varisi Hz-Ali, Ali'nin varisi Hasan ve Huseyin, mezhebimiz İmam-ı Caferi,Sadıkın-caferi mezhebidir. Özet olarak Alevi inancı budur. Bunun bir de ibadet ve ahlaksal kuralları var. Bunları burada anlatmam yazının sınırlarını aşar. Aleviliğe her ne kadar devlet baskısı olsa da 70'lere kadar kendi orijinalitesine uygun yaşadı.
Bugün aleviliğin Orta-Asyadan geldiğini iddia eden Türkler Osmanlı öncesi Orta-Doğu'ya Arap orduları içerisinde lejyon askeri (paralı asker) olarak geldiler. Osmanlı baktıki İslam dünyada yükseliyor, halifeliği zorla Araplar'ın elinde aldıp ve gerçek müslüman biziz dedi. Tanrı'nın yer yüzündeki temsilciliğini İstanbul'a taşıdı. İslamın modası geçince sahte yüzlerini Avrupa'ya çevirdiler ve sunni Türk Cumhuriyetini kurdular. Aleviler üzerinde yoğun bir asimilasyon ve baskı uyguladılar.
Biz yaratana Xade, rehberlerimize Pir ve Mürşit derdik. Egemen zihniyet karşı çıktı, "Yaratana Allah, rehberinize Dede, Baba-Dede" diyeceksiniz. Cem ayınlerimizde ilahiler eşliğinde yapılan semahlarımızı genç kız ve erkeklerden oluşan semah ekipleri kurup Türk büyükleri huzurunda folklor gösterilerine dönüştürdüler. Dahada ileri giderek "Pirlerinizi evlerinize bırakmayacaksınız, siz Kürdlük-Alevilik yapamazsınız, ayrı-gayrınız olamaz, yüce önder Atamızın bize armağan ettiği Türkiye Cumhuriyetinde Türk ve Sunni olarak kardeş-kardeş yaşayacağız" dediler.
Doğal olrak kimliğimizden ve inancımızdan doğan farklılıklarımızın suç sayıldığı en yüksek bürokrat tarafından "Ermeni oğlu Ermeni" diye hakaret edildiği bir toplumdan Sunni İslamın ve Türk ırkçılığı'nın baskısına tepki olarak kendimizi Anadoluda henüz gelişmekte olan ve bize özgürlük eşitlik vaad eden Sosyalist düşüncenin yollarını bulduk. İnancımıza ve kimliğimize has bütün özelliklerimizi sildik. Reel Sosyalizmin dünya çapında yenilgiye uğramasıyla dincilik tarikatlar vasıtasıyla yaygınlaşmaya başladı.
80 Darbesinden sonra generallerin gizli desteğinide arkasına alarak bugün iktidara geldi. Essas olarak değinmek istediğim Alevi toplumunun Sosyalist gurupların darbe yiyip birçok gurubun dağılmasıyla, bu guruplarda yer alan Alevi kitlesi kendilerini boşlukta hissettiler. Süreç içerisinde değişik alanlara savruldular. Büyük bir kısmı ise yeniden Aleviliği örgütledi.
Bu dönemde gelişen Kürd ulusal hareketi her ne kadar Alevi Kürdleri etkilemek istediyse de pek başarılı olmadı. Burda devlet devreye girdi ve Alevileri Kürd ulusal hareketinden, devrimci-demokrat hareketlerden uzaklaştırmak için gerek düzen partileri, gerekse de Aleviler içerisinden satın aldığı bir takım "aydın" vasıtasıyla Alevilerin sırtını sıvazlayıp yanına çekerek kendi gerici rejimini merşulastırmaya çalıştı.
Yavuzun katliyamlarını, Dersimi, Maraşı, Çorumu, daha dün "şanlı ordunun" ve polisi'nin denetiminde Sivas katliyamını unutun dercesine "gerçek Türk sizsiniz, Aleviler Orta-Asyadan geldi". Ne hikmetse bugün milyonlarca Müslüman Sunni Türk soydaşlarınız Orta-Asyada yaşarken neden birtane Anadolu Alevisine benzer inanır yoktur?. Hacı Bektaş dahi Sunni Ahmet Yasevi'nin öğrencisidir.
Bugün kafatasçı Türk aydınları vasıtasıyla Kürd Alevilerin olmadığını ve az bir sayıda olanlarında aslında kendisini gizleyen Ermeniler olduklarını iddia ediyorlar. Bu iddialar peygamberler dönemindeki bir rivayeti hatırlatıyor bana.
Rivayete göre Hz-Süleyman hükümdarlığı döneminde bugün toplu konut diyeceğimiz bir arada yaşayan iki bayandan birinin bebeği var. Bebekle komşu kadında ilgileniyor. Belli bir süre sonra bebekle ilgilenen komşu kadın bebeğe sahip çıkar. Bebeğin kendisi'nin olduğunu iddia eder. Bebeğin gerçek annesi bu durum karşısında feryat-figan dava hükumdara intikal eder. Mahkeme kurulur. Bebeğin kundağını Hz-Süleyma'nın ayak ucuna bırakırlar. Bebek üzerinde annelik iddia eden her iki anne de huzurda bulunur. Hükumdar Hz-Süleyman her iki bayana da sorar. Bu bebeğin gerçek annesi kim? Her iki anne de gerçek anne'nin kendileri olduğunu söylerler. Hz-Süleyman kılıcını çekerek "O zaman ben bu bebeği ikiye bölerek her birinize bir parçasını vereceğim" der. Bunu duyan gerçek anne bebeğin kundağına yumularak "Ben hakkımdan vaz geçtim, bebeğe dokunmayın, annesine verin, ben gereken cezama razıyım" der. Bunu duyan hükumdar gerçek anne'nin bebeği koruyan, onun ölümünü istemeyen olduğunu görür ve bebek senindir der.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti ve kafatasçı aydınları sahte anneler olarak bebelerimize sahip çıkıyorlar. Bebeklerimizi kendi kimliklerine ve inançlarına yabancılaştırıyorlar. Ne yapalım! Günümüzde Hz- Süleyman gibi adalet'le hükümeden adil yçneticilerimiz yoktur, onun için biz çocuklarımızın hırzıslarına şunu söylüyoruz. Çocuklarımızı zehirlemeyin, insan gibi insan olsunlarda sizin olsunlar.