Abidin-Gözpınarlı
Şimdi siz bana, "Dikkat! Küçükler var!" diye
sesleneceksiniz, ancak unutmayın, şimdiki çocuklar bizim olmadığımız kadar açık sözlü ve de söylemek istediklerini doğrudan söyleyen tipler olageldiler ki, parmaklarınızı ısırırsınız! Bu gün sizlere bizimkilerin yemin etmek için kullandıkları sözleri, övmek için kullandıkları sözleri, küfretmek için ve beddua etmek için kullandıkları sözleri bile bildiğim kadarıyla yazıya dökmeye çalışacağım. Tabi bu yemin, övgü ve sövgü sözleri bazen kişiye mahsus, bazen de tüm köylülerimizin ortak malı olmuşlardır.Burada kimseyi yermek veya övmek diye bir niyetimin olmadığını belirtmem gerek sanırım. Bir de bu yemin, övgü ve sövgü sözleri bazen de farklı insanlarca farklı algılanmıştır, böyle olunca hakaret diye algılanan bir söz, söyleyenin niyetine de bağlı olarak aslında övgü veya sevgi sözü olarak sarf edilmiş olabilir, bunu da göz önünde bulundurmak gerekir.
İşte sizlere bunlardan bazıları; Mesela geçerli bir yemin edecekseniz; "Ba sari ... bı kı!" demeniz yeterli idi, mesela Zöre Amojın sözünün bir gerçeği ifade ettiğini vurgulamak için; "Ba sari İmam-ı Husen bı kı!" diye yemin ederdi, ancak nedense bu yeminin bile çoğu zaman küçük çıkarlar için heba edildiği de rivayet edilirdi! Bizim Dondi Amojın'da buna benzer yeminler ederdi, O'da, "Ba sari Alibag'e bı kı!" diye yemin eder, biz de onun Aliba Emmi'yi sevip sevmediğini hiç anlayamazdık bu yemin yüzünden! O bize Aliba Emmi'nin sürekli hastalığı nedeniyle ona gerçekten bağlılığını ifade ettiği için bu şekilde yemin ettiğini söylese de, bizim aynı yeminin başta Zöre Amojın ve Kala'daki bizim Kurdo'ların bacısı, Çuççuk Ehmet Emmi'nin karısı Zörık olmak üzere bazı kendi sözünü gerçekmiş gibi algılatmak isteyenler yüzünden inandırıcı olmaktan uzak olduğunu düşünmemizi engelleyemezdi. Bizimkiler birini övmek için genellikle, kız çocuğu veya kadın ise "Çıççan daxım!", erkek çocuk ise "Kiri'ta daxım!" diye sevgilerini belirtirlerdi. Ya da birinin kuvvetli olduğunu belirtmek istiyorlarsa, "Eki baka kadane ka!" derlerdi. Omar , Nişaat'lılar tarafından adaletin timsali birine örnek olarak verilirken, bizim Memet Emmi tarafından yeğeni Veli'ye sarf edildiği zaman, demekti ki Memet Emmi Veli'nin o anki söz ya da hareketini beğenmemiştir. Osman sözcüğü yine bazılarına göre kutsal bir ad olarak adlandırılırken, bizimkilerce zalim ya da beğenilmeyen, kaba bir anlamda kullanılırdı, aynı şeyi Bekir için de söyleyebiliriz. Artık birine Melun diyen, aslında onu hiçbir şekilde görmek istemiyor, hatta onu bütün kötülüklerin anası olarak görüyor demekti. Hele İmam Emmi birine Mavran dediyse, o zat çok tehlikeli ve istenmeyen biri demekti, bazen de kızdıkları evlatlarına da Mavran dediklerini duyardık köylülerimizin. Yezit ise bu sonuncuların en kötüsü manasına kullanılırdı. Bir adama Yezit dedin mi onun sağına soluna yanaşmayacaksın, hatta onu toplum dışı edeceksin anlaşılmalıydı.
Bizim yakın bir Emmi yakını olan birine kızdığı zaman, O hasta olduğu için, "Mın da pafe ta rızi nou!" derdi, Hatta başka bir akrabasının hanımına da genellikle "Tavzir" diye seslenirdi kavga sırasında, hiç barışık olduklarını da görmedik ya! "Av ek a ba gamara!" derdi. Genellikle kardeş veya emmi çocukları da biri birlerine "Karo!" diye hitap ederlerdi en hafif kavga başlangıcında. Birisine çok fazla kızdıklarında ise, "Ha da hasti ya bavi ta mın nou!" diye de kızgınlıklarını belirtirlerdi. Sonradan Türkçe öğrenenler ise küfürlerine, "Ananı eşek ... sin!" veya "İmanını ...tiğim", ya da "Dinini, imanını ...eyim!" dedikleri de olurdu. En hafif haliyle, "Law law haywon!" derlerdi.
Babam Aliba Emmi'ye içten içe acır, ancak onun malum tavırlarını benimsemediği için, ona, "Şaytan!" derdi, ancak biz Aliba Emmi'nin ne tür bir "Şaytan" olduğunu hiç anlamamıştık. Bu çoğu zaman kurnazlık anlamında kullanılırdı, ancak kurnazlık nere Aliba Emmi nereydi! Genellikle kayın baba veya kaynanalar gelinlerine, "Mın la riye bave ta riyou!" diye gelinlerin yüzüne ancak onların ana ve babalarının gıyabında küfrederlerdi.! Bizimkilerin çoğu biri birlerine "Ter na xaro!" veya "Ter na xore!" diye beddua da ederlerdi, hatta daha da ileriye giderek, "Ustı da bında fırriyo!" ya da "Ustı da bında mayio!" diye de beddua ederlerdi. Birisinin iyi hali istenmediği zaman da, "Ka eke zıki ta ter nabı!", yalvaracaklarsa, "Guı ta daxum!" diye seslenirlerdi.
Bunlar benim bizim eskilerden ve bazı hala hayatta olanlardan bizzat duyduğum terimlerdir. Sizler şimdi diyeceksiniz ki, "Bunları yazmanın ne gereği, ne de yeri değil!" diye, ancak unutmayın ki bunlar beğensek de, beğenmesek de sarf edilmiş ve bilinen sözler, yani unutup ta üstünü örtmek ne derece doğru olur, bilemeyeceğim. Ben "Malumun ilanı" diye yazıyorum işte!
Ankara, 1 Ekim 2008